"Kimsin Sen ?" Sorusuna, Cevaptır...
Özürlü de değiliz aslında; kendimizi tanıtmak veya sosyal ilişkiler kurmak konusunda...
Fakat; dünyanın buhranlı yıllarına denk geldi, çocukluğumuz. Konuşanların bir şekilde sus-pus edildiği, yıllardı 1992...
Öylesine konuşmalardan bile, ne belalar geleceğini söyleyerek, evde bile korkutulurduk...
Kürtçü - Solcu olmanın mapuslara tıkılmak için yeterli sayıldığı 1989'larda başladık okul hayatımıza. Okulda konuşmak yasaktı...! Dinlemedim... Konuştum... Ne solcu oldum, ne sağcı. Ülkemin Evladı olmak,Dünya vatandaşlığını seçmek yeterli geldi...
Askerlik yaparken de konuşmak yasaktı. Dayak var, derlerdi. Küfür var, derlerdi. Hakaret var, derlerdi. Dinlemedim, konuştum. Yalansız yaşamak mümkün olunca, korkuttuklarının hiçbirini, yaşamadım...İş hayatında da, yasaklar vardı: "Radyoda az konuş, hatta mümkün olduğunca konuşmaya, sus" diyorlardı. Dinlemedim. Gayrimeşru kazananlara karşı sempatim olmadı hiç. Kazandıklarım az ama tatlı, az ama yeterli oldu. Kaybettiklerim; benden değil, düzenin düzensizliğinden kaynaklandı sadece...
Özel hayatımda da, yasaklar - susmalar - susturmalar vardı. Dinlemedim. Sevmeden tenime ten, sözüme söz, gözüme göz dokundurmadım. Bilerek ağlattım mı bilmiyorum ama, hiç ağlamadım, hiç sızlatmadım vicdanımı... "Tek'tim, ve hala tek'im. Yalnızlığımda; farkı-mdayım. Hürüm ve Mutluyum"
83 modelim. Düşüncenin bekaretini kirletmeden, öfkemin küfrünü de gizlemeden, ömrün vadesi dolana kadar, sevdiklerime ve insanıma olabildiğince güzellik, olabildiğince fayda üretmek dışında, bazen "mülteci isteklerim" olmuyor da değil radyo programlarımda...
Kendi yaşam felsefem ile çıkar bir yol bulmaya çalışırken kazandığımla yetinebiliyor, kazandığımla hepsini olmasa da; makul ve acil olan tüm gereksinimlerimi karşılayabiliyorum...
Irkçılığın her türüne lanet ederek, ama Devrimci Ruhlu olmanın, tüm pir'i pâk mazisinden ilham alarak, gururla yaşıyorum...Oku-yorum hâlâ ve okutuyorum bazen ödünç vererek kitaplarımı, bazen paylaşıyorum fikirlerimi sağdan soldan...
Pek sevmiyorum dışarılarda yemeğe içmeye gitmeyi. Zaten ki, alkol ve sigara ile aram yok. Ben ona, o bana düşman.Kötü alışkanlıklar listesinde ikinci sırayı doğaya olan tutkum, üçüncü sırayı mutluluğa olan özlem, dördüncü sırayı doğmamış ve doğmayacak olduğuna inandığım oğlum Beçirwan alır...
Bırakın arabam olmasını, ne sahibi olduğum bir evim var bu dünyada, ne toprağım.İnsanımı sahiplenmek dışında, tek bir dikili ağacım yoktur. Olmasına da pek meyletmedim bunca zamandır. Ama bugünlerde ciddi ciddi, dört tekerlekli bir düldüle ihtiyacım olduğunu farkediyorum. Niyet kısmet meselesi bir yerde...!
Beş kardeşin en büyüğü, tek bekarı olmak zor gelse de,kardeşlerimin herbirinin birer yavrusuna, dayı olmak - amca olmak; yarı baba olmak evlat sevgisi gibi olmasa da, ihtimal ki, ona yakın bir duyguyu her daim ruhumda sıcacık yaşatıyor...Yavrusu olana, yavrusu olsun isteyene her daim duacıyım...
Sevdiğim şeylerin sayısı, inancımı ve ailemi vareste tutarsak, bellidir : Ülkem, Yoldaşım saydığım Kardaşlarım,Arkadaşlarım Kitaplarım,Mücadelem...
Askıntı olmayı sevmedim. Kimselere de hususen askıntı olmadım. Askıntı olanlara da muhabbetim olmadı. Erkekliğin şanı, kadınlığın şanına denktir ve hürmet, kişinin kendisine duyduğu kadar, kendisine gösterilecektir, der geçerim...
Kendi çapında şöhretli bir delikanlıyım : Radyo da dj,Tv de sunucu,Gazetelerde muhabirim.Söylenenlere göre bir sürü sevenim vardır. Bir de yoldaşım,kardaşlarım vardır, kimisi Delikanlı Kız cisminde, kimisi Delikanlı Erkek... Memleket;deprem sonrasının kahramanı sayar, ucuzundan fedakarlığımızı. Dostlarıma göre yaşayan bir efsaneymişim; yaşayan Son Devrimci'ymişim... Bebeklere duyduğum hayranlık, çocuk masumluğunda geri yansıyor bu fakire...
Zengin değilim. İhtimali çok olmuştur ama, helalinden olmayacağı korkusu, fakir ve yoksul bırakmamışsa da, bazı şeylerden yoksun bırakmıştır, bunu da itiraf edeyim...
Nurcu'sundan Süleymancı'sına cemaatlere kısmı ve süreli misafirliğim olmuştur.Toplumumun düzeni icin ne kadar süre harcamış, ne kadar emeğimden - göz nurumdan fedakarlıkla gazetecilik mesleğimi icra etmişsem, aynı bedelsizlik ve süresi kadarını da, yanlış insanlara hediye etmişimdir. Teşekkür etmelerine sebep yardımlarıma rağmen, asıl ben teşekkür etmeliyim, riyasız bir şekilde ki; bana düşüncenin,acının,yalnızlıgın farklı ufuklarında gezinme imkanını ve ne tür insanların yeryüzünde var oldugunu tanımamı, bizzat tecrübe ettirdiler...
Bir ve Tek olan Allah'a iman ederim ve bunun gereğidir ki; varolan her canlı - cansıza hürmette kusur etmemek, temel şiarımız olmuş...
Kürt kokenliyim... Tercihim değildi. Belki bir gün "olmazlar olur" başka bir milletten olduğumu öğrensem bile, gene bu Mübarek Toprakların Hakiki Evladlarıyla omuz omuza, insanlığın yüksek ideallerine birlikte yürüme şerefi için, koşa koşa gelir, hizmetlerine dahil olurum...
Erkeğim. Fakat; ne beynimi ne yüreğimi malum ve olması gereken yerlerinden, daha aşşağılara düşürtmedim. Düşürtmedim eminliğine, şüphe düşmesine bile izin vermediğimdendir ki, günümün mecburiyetler dışındaki tüm zamanlarımı sosyallikle insanlara gençlik adına bişey yaparak ve araştırarak,yazarak çayımla kahvemle geçiririm...
Sömürülmeyen İnsanlık dışında, diğer tüm sorumlulukları yerine getirmiş tıfıl bir delikanlı olarak, "Kimsin Sen?" sorusuna, "İşte Ben" diyorum...
Umarım, çokca sorulan ve artık görmekten duymaktan bunaldığım "Kimsin?" sorularının da, her zemin ve zamanda sonu gelir...
Servet Ünal





























































































